Kazalı araba nasıl anlaşılır

Çok ilginç bir milletiz vesselam. Kedinin kuyruğuna teneke bağlayıp sokak sokak kovalayan da bu milletin evladı, kuyuya düşmüş köpeği kurtarmak için günlerce ter dökende. Belki bu çelişkiler bizi güvende tutuyor.

Ying-yang felsefesi gibi siyahla beyazın, iyiyle kötünün aynı havuzda karıldığı bir memleket burası. Ben her şeyiyle seviyorum memleketimi. Konumuz otomobil, siyah ve beyazdan, iyiyle kötüden bahsediyorsak arkasından gelecek sözler de tabi ki ikinci elle ilgili olur.

Çünkü Türkiye’nin profilini görebileceğimiz en doğru yer ikinci el pazarıdır. Her türlü üç kağıtçıyı da burada buluruz, memleketin en saf insanını da. Memleketin en safı diyoruz da aslına bakarsanız en akıllımız bile konu ikinci el olunca kolayca kandırılacak insanlar olup çıkıyoruz.

Hep iyi niyetimizden, hep başkalarını da kendimiz gibi gördüğümüzden. Ee ne yapacağız, hep böyle kandırılacak mıyız? Bize yol gösteren olmayacak mı? Demeyin Mesut abiniz ne güne duruyor, siz Mesut abinizi boşuna mı besleyip büyütüyorsunuz.

O da işini yapsın, bu çakallıkları bir bir açıklığa çıkartsın. Mesela kaza geçirmiş arabayı bu çakal tayfası millete nasıl yutturuyor? Kazalı arabayı tanımanın bir yolu yok mu ondan başlasın. Hay hay derhal efendim, evet bu çakal tayfası kazalı arabayı iyi niyetli insanlara nasıl yutturmaya çalışır oradan başlayalım.

Tabi sözümüz bunlara, işini namusuyla alın teri ile yapan herkesi tenzih ederek anlatıyorum. Düzgün iş yapanlar birazdan söyleyeceklerimi duyunca bana kızacaklarsa, doğru adres ben değilim. Çünkü kızmaları gerekenler mesleklerini kirletenler. Onları da bir zahmet biliversinler. Bakın bu çakallar nasıl bir yöntem izliyor.

İster parayla satın alıp galeriye koydukları araba olsun, isterse vatandaşın konsinye olarak bıraktığı araç. Satışa çıkarmadan önce arabayı bir güzel kuaföre sokarlar, dişinden tırnağına temizletip cilalatırlar. Eksikleri varsa tamamlar, küçük çizikleri de rutuş kalemiyle kapatırlar. Kötü mü? Niye kötü olsun ki, işini temiz yapan adama can kurban. Ama niyet başka, bu temizliğe cama cilaya verdikleri üç beş yüz lirayı birkaç bin lira olarak geri almak maksatları.

Ona da bir şey dediğimiz yok, kimsenin kazancında gözümüzde yok. Ama çoğunlukla bu titizliğin altında bir çakallık yatıyordur, derdimiz onunla. Nasıl mı? Anlatayım, bir ilan gördünüz aradınız arabayı görmeye gittiniz. Veya bir galeride yahut pazarda rastladınız. Cillop gibi araba, pırıl pırıl. Kaputunu açtırdınız motor fabrikadan yeni çıkmış gibi. Sanki sıfır kilometre. Vuruldunuz, aşık oldunuz. İlk zokayı yuttunuz mu, maalesef. O allama pullama işi ilk meyvesini verdi sizi kendine çekti. Şimdi sırada dürüst satıcı rolleri var.

Sorduğunuz her soruya ne kadar kafadan cevap verirken, bildiğiniz kişi rahatlığıyla bu arabanın kendi piyasasında çok tutulduğunu çeyrek altın gibi olduğunu ilk sahibinin de çok iyi baktığını ondan bu kadar temiz olduğunu satmak istediğinizde çok kolay elden çıkarabileceğinizi anlatır. Hatta satmayı düşündüğünde getir ben alırım der. Bu da ikinci zoka. Güveninizi kazanmak için o kadar dürüsttür ki, sorgulamayı aklınızdan bile geçirmediğiniz küçük ayrıntılardaki eksikleri anlatmaya başlar. Mesela paspasları gösterip, sakız yapışmış çıkaramayız uyumsuzluk olur diye tümünü değiştirmiş sahibi de der.

Küçük çizikleri gösterir, bunun için boyatmanın doğru olmadığını sizin de boyatıp arabanının değerini düşürmemeniz gerektiğini öğütler. Bagaj paspasını kaldırıp, stepneyi krikoyu bijon anahtarını bir bir gösterir. Korpidoyu açıp kullanma kılavuzundan sigorta evraklarına kadar her şeyin eksiksiz olduğunu anlatır.

Gıcır gıcır yangın tüpünü ve ilk yardım setini görürsünüz. Eski sahibinin ne kadar da titiz olduğunu düşünmeye başlarsınız. Ama muhtemelen bunların bir çoğunu galerici arabayı satışa çıkartmadan önce kendisi tamamlamıştır.

Sözüm ona o kadar dürüsttür ki, değişeni ve boyası yoktur demiyorum arka tampona bir taksi vurmuş. Tampon değişmiş, bütün hatası bu. O yüzden bu kadar temiz arabayı, böyle uygun fiyata veriyorum der. Etti mi üçüncü zoka. Bu zokaların hepsini yuttuysanız geçmiş olsun, baş belanız hayırlı olsun. Ya bir süre sonra ortaya çıkan belirtiler ile kandırıldığınızın farkına varırsınız ya da hiç fark etmeden belirli bir süre kullanıp satmaya kalktığınız da ketenpereye gelmiş olduğunuz ortaya çıkar.

İşin en kötüsü ne biliyor musunuz sevgili arkadaşlar, satarken hiç kazası değişeni olmadığına dair yalan yere yemin bile edebilirsiniz. Allah göstermesin işi bilen biri aracın kaza geçirmiş olduğunu fark eder de yalan yere yemin ediyorsun utanmıyor musun arkadaş diye sahtekarlıkla suçlarsa işte o zaman yandı gülüm keten helva. Bunlar benim kurgularım, hayal görüyorum sanıyorsunuz keşke öyle olsa. Çocukluğumda fazla Kemalettin Tuncu okumuş biriyim ama bunlar kurgu değil. Hepsi yaşanmış şeyler, hayatın ta kendisi. Sizlerden gelen şikayetlerden çıkarttığım sonuçlar bunlar. Sizin hikayeniz.

Peki bu üç kağıtçıların tezgahına gelmemek için ne yapacağız. Kazalı arabayı nasıl anlayacağız. Kolayı var Mesut abinizi dikkatle izleyeceksiniz. Bir aracın kaza geçirip geçirmediğini anlamanın en kolay yolu kaza hasar bilgilerinin toplandığı tamer bilgi hattına aracın plakasını yazarak sms yoluyla sorgulamak. Nasıl bir kaza geçirdiğini, kaç liralık bir hasar bedeli ödendiğini oradan öğrenebilirsiniz.

İyi de her kaza sigortaya bildiriliyor mu? Başkası sizin aracınıza vurduysa onun sigortasından para almak için bildirirsiniz. Tamam, ama dileyim siz duvara veya direğe vurdunuz. Kaskonuzda yok, sigortaya bildirir misiniz? Kimse bildirmez, peki böyle bir durumda kaza geçirmiş arabayı nasıl anlayacağız? Onunda bir yolu var, mesela amortisör kulelerin deformasyonu birçok şeyi ele verir. Eğer kulelerin tepesinde bir form bozukluğu varsa o araç ciddi kaza geçirmiştir. Çünkü oraları çektirmeyle veya çekiçle eski hale getirmek imkansıza yakın bir zorluktadır.

Yine ön ızgaranın üstündeki krişlerde fabrikanın yapıştırdığı veya puntoladığı etiketler vardır. Eğer bu etiketler yoksa veya deforme olmuşsa da yine araç önden ciddi bir darbe almış demektir. Bu bölümdeki cıvatalara da bakabilirsiniz. Eğer cıvatalara anahtar değmişse parçalar sökülmüş, onarılmış veya değiştirilmiş demektir ki bu da büyük bir kazanın işaretidir.

Kapı açıldığında genellikle a sütunlarının sütünde yine bazı etiketler bulunur. Mesela sol lastik basınç önerilerini içeren etiket, sağda yolcu hava yastığı uyarı etiketi gibi eğer bunlar yoksa da bilin ki araç yandan önemli bir kaza geçirmiş ve parçalar değişmiştir.

Aracın takla atıp atmadığını anlamanın yolu da tavanla yan kaporta parçalarının birleştiği noktalardaki puntolara bakmaktadır. Bu biraz zordur çünkü bu noktayı kapatan plastik bir çıta vardır. ama gerekirse bunun biraz köşesinden kaldırıp bakmak lazım. Fabrikada bu puntolar robotlar tarafından atıldığı için aralarında mesafeler eşittir ve çok düzenlidir. Fakat serviste atılan puntolar, robotların attığı kadar düzenli olmaz. Bu da tavanın değiştiğini gösterir ki ciddi bir takla atmış olması gerekir.

Arkadan kaza geçirmiş aracı anlamak için de yine bagajdaki örtüyü kaldırıp puntolara göz atmak yeterli olacaktır. Macunlu ve boyalı arabayı anlamanın da kolay bir yolu var arkadaşlar, elinize bir mıknatıs alın buzdolabını yapıştırdığımız magnetler olabilir ve aracın çeşitli yerlerinde mıknatısı gezdirin. Çok güçlü bir mıknatıs olmazsa daha iyi olur. Bir noktada tutmaz gevşerse bilin ki o noktada macun vardır ve o parça boyalıdır. Genellikle pek çok araç kazalıysa bu sayede bu noktalardan kendini ele verir arkadaşlar.

Ama öyle işinin ehli ustalar var ki tüm bunları uzman birinin anlamayacağı kadar kusursuz yapabilir. İşte o zaman Mesut abinizin sırrı imdada yetişir. Şimdi öyle bir ipucu vereceğim ki, bir arabanın kazalı boyalı değişenli olduğunu şıp diye anlayacaksınız. Uzman olmanızla veya herhangi bir aletle ölçüm yaptırmanıza da gerek yok.

Çıplak gözle göreceğiniz bir ayrıntı. Araba arkadan darbe almışsa, bagaj içindeki örtüyü kaldırıp metal bölüme bakın. Parlaksa boyalıdır ya tamir görmüş ya da değişmiştir. Çok ciddi bir kaza geçirmiştir ondan uzak durun. Önde de aynı şekilde kaput altındaki boyalı bölümlerin parlak olmaması gerekir.

Çünkü bu parçada daldırma usulü boyandığı ve cilalanmadığı için mattır. Kaportacıdaysa püskürtme usulüyle boyanır ve parlak olur. Daldırma usulü yapmalarıysa imkânsızdır. İşte pek kimselerin bilmediği Mesut abinizin sırrı bu.

İyi de abi boyalı değişenli olması çok mu önemli diyor musunuz? Diyenleriniz çıkar, hemen cevaplayayım evet çok önemli. Bilerek alırsanız ve az öderseniz ne ala, ama kandırılmışsanız verdiğiniz paraya acımaz mısınız?

Sapasağlam bir araba alacağınız paraya, kazalı araba alıyorsunuz bu normal mi? Öte yandan aldığınız arabayı tekrar satarken ciddi sıkıntı çekeceksiniz ya satamayacaksınız ya da çok düşük bir fiyata satmak zorunda kalacaksınız kim ister bunu?

Tüm bunlar bir tarafa kazalı arabayla başınız dertten kurtulmayabilir. Özellikle şase eğilmişse, sonradan düzeltilmiş olsa bile ciddi güvenlik ve sürüş konforu sorunları yaşayabilirsiniz. Mesela bir türlü rot balans ayarı tutmayan bir araba, lastikleri içerden veya dış yanaktan yiyip bir senede bitiren bir ön takım.

Sürekli sağa veya sola çeken size direksiyonda kas yaptıran ön düzen çekilir mi? Velhasıl kazalı araba almayın demiyorum, bunlara katlanmayı göze alıyor ve çok düşeş bir fiyata buluyorsanız siz bilirsiniz. Benim derdim sizi kandırılmaktan kurtarmak, adam akıllı bir arabaya vereceğiniz parayla kazalı araba almayın diyorum. Bu kadar ayrıntıyı ben nereden biliyim Mesut abi diyorsanız, işte bu oto rapor gibi güvenli test merkezlerine aracı gösterip baştan sona check uptan geçirtip öyle alın derim.

Sizin içinde en doğrusu bence bu. On binlerce lira vereceğiniz araba için birkaç yüz lirayı verin, sonra pişman olmayın derim. Veda vakti geldi arkadaşlar, ne diyeceğimi biliyorsunuz. Mesut abinizi seviyorsanız ve zahmet olmazsa bu videoyu paylaşmanızı rica ediyorum, henüz abone olmamışsanız da sizi aramıza davet ediyorum. Sevgiyle ve sağlıcakla kalın.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 2 Mayıs 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın